Skip to main content
Blog

LGBTİ+ Hareketinde Barışın Patikaları (2): Mehmet, Barış’ı Seviyor

Yazar: 4 Nisan 2022Haziran 1st, 2022No Comments24 ' okuma süresi
image_pdf

Bir önceki yazıda LGBTİ+ hareketinin barış mücadelesi ile tarihsel ilişkisine kısa bir giriş yapmış ve özel/kişisel olan politiktir sloganı etrafından “kendinle barışma retoriğinin” nasıl kullanıldığını ve bu retoriğe dönük eleştirel yaklaşımları incelemiştik. Bu yazıda kaldığımız yerden devam edecek ve bu sefer zorunlu askerlik meselesinin LGBTİ+ hareketinde nasıl tartışıldığına, farklı yaklaşımlara ve seneler içerisindeki dönüşümüne bakacağız.

Seyirci kalmamak

Askerliğe ilişkin yasal mevzuatlar, eşcinsel veya trans olmanın bir hastalık olarak tariflendiği belgeler olmaya devam ediyor. Farklı kanun ve mevzuatlarda kullanılan kavramlar “gayrı tabii mukarenet”, “homoseksüellik, gayri tabiî mukarenet [doğal olmayan ilişki] ve benzeri”, “psikoseksüel bozukluk” arasında gidip gelse de; ordunun LGBTİ+’lara yaklaşımında seneler içerisinde değişmeyen bir gerçek olarak ortada duruyor. Askerlik ve LGBTİ+ olmanın bir arada anılmaması gereken iki mesele şeklinde kalması için hummalı bir çalışma yürütülüyor. Haliyle, zorunlu askerlik LGBTİ+ hareketinin ilk dönemlerinden günümüze kadar temel gündemlerden birisine dönüşüyor. Kaos GL dergisinin ilk sayılarından itibaren özellikle “Tanıklıklar” ve “Yaşamın İçinden Kartpostallar” bölümlerinde eşcinsel erkeklerin askerlik süreciyle imtihanları yayınlanıyor. Okur mektuplarından oluşan bu iki bölüm, askerlikten rapor alan, alamayan ya da askere gidenlerin deneyimlerini aktarabilecekleri bir alana dönüşüyor. Diğer yandan, “Aylık Politik Dergi” alt başlığıyla yayınlanan derginin meseleye dair politik hattının ne olduğuna dair ilk işaret 11. sayıda yayınlanıyor. Kaos GL imzalı metinde, devlete dair şu analiz yer alıyor:

“Güya devletten bağımsızmış gibi davranan alanlar bile ezilenlere karşı ve ideolojik köleliğin devamı için büyük bir hızla ve açıkça bir araya gelerek devletle kol kola girebiliyorlar. Bu durumda bize düşen, tıbbından medyasına, askerinden polisine birer terör kanalı olan alanların aynı bütünün parçaları, Devletin kolları olduğunu görmek, görebilmek olmalı.”

Bir tartışmanın ürünü olduğu belli olan metinde, “seyirci kalmama” çağrısı da yer alıyor. Bir yıl sonra, 1996’da dergide yayınlanan Yeşim Tuba Başaran’ın yazısı bu seyirci kalmama haline askerlik cephesinden bir cevap veriyor:

“Bu coğrafyada değil de, daha çok batıdaki eşcinseller arasında yaygın olan bir başka kurmacadan da bahsetmeden edemeyeceğim. “Eşcinsellere, orduya girme, evlenme, bilmemne hakkı” gibi toplumun tuzağına batı icadı düşmeler. Böyle bir istemin, homofobik olmayan -eşcinsel- zihinler tarafından üretildiğini iddia edebiliriz. Çünkü eşcinsellere sunulduğunu varsaydığım yaşam tarzının dışına çıkmak isteyen bir istem ama kabuktaki deliğin açılmaya çalışıldığı noktaya bir bakar mısınız? “Biz de sizin gibi yaşamak istiyoruz”. Yok canım, ben hiç de öyle bir şey istemiyorum, aksine “Ben, sizin böyle yaşamanızı istemiyorum.” Bütün insanlar için evlilik kurumunun yokluğu (tabii diğer bütün kurumların da ama, onlar bu yazının en azından genel anlamda konusu değil, yoksa hepsinin birbirine bağlı olduğu gerçeğini göz ardı ediyor değilim), ve askeri eğitime ve orduya katılmayı vicdanen reddetme hakkının tanınması (biraz daha ileriye gidelim, ordunun yokluğu) gerekirken, istenmeliyken, nasıl olur da bir insan, üstelik bir eşcinsel evlenmek ve asker olmak isteyebilir. Nasıl olur da, bir sözde adalet dağıtıcısının kararıyla partner’inden ayrılmayı kabullenebilirsin, nasıl olur da başkasının emriyle tanımadığın insanları öldürmenin sözde sanatını öğrenmek istersin.”

Başaran’ın bu yazısı LGBTİ+ hareketinin yazılı kaynaklarında vicdani redden ilk bahseden yazı. 1994’te yayın hayatına başlayan bir derginin daha ikinci yılında vicdani red ekseninden askerlik tartışmasına başlaması aslında Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin ilerleyen yıllarda çok daha yakın temaslar kuracağı anti-militarist hareketle bağların ilk günlerden itibaren kurulduğunu da gösteriyor. 80’lerde “yeşiller, feministler, ateistler, antimilitaristler ve eşcinsellerin koalisyonu” olarak tariflenen Radikal Demokrat Yeşil Hareket’in attığı tohumların, Kaos GL’nin duruşunda etkisi olup olmadığına dair net bir tarif yapmamız mümkün gözükmüyor. 80’lerin sonunda 90’ların başında Kaos GL dergisini çıkaracak ekibin tanıklıkları, Radikal Demokrat Yeşil Hareket’ten haberdar olduklarını ancak dergi çıkarma fikriyle hareketin kurucularından İbrahim Eren’le görüştüklerinde “heveslerini kursaklarında bıraktığını” ortaya koyuyor. 

“Alenen Eşcinsel Olanlar Askerlik Yapamaz” tartışması

Bir önceki yazıda olduğu gibi “özel olan politiktir” üzerinden ilerlersek; Kaos GL dergisinin yayın hattı bir yandan okurlarından gelen askerlik mektuplarında muafiyet raporu almak için “cinsel ilişki sırasında görüntü” talebinden, ayrımcılık ve şiddete uzanan hattın politik ifadesinin yavaş yavaş anti-militarist mücadeleye ve vicdani ret mücadelesinin önemli bir bileşeni olmaya doğru gittiğini gösteriyor. Ancak bir yandan da hayatın pratik gerçekleri ağır basıyor: Bir anda vicdani red hakkı tanınmayacağına, henüz emekleme sürecindeki bir hareket ve kimliğiyle açık olabilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmemesi; eşcinsel olduğu için askerlikten muafiyet raporu almak isteyenlere yardım etme gerekliliğini de doğuruyor. Lambdaistanbul’un “Yüzde Yüz Gay ve Lezbiyen” dergisinin üçüncü sayısında tam da bu gereklilikten doğan bir yazı yayınlanıyor. Coşkun imzalı ve “Alenen Eşcinsel Olanlar Askerlik Yapamaz” başlıklı yazıda askere alma kanunundaki “alenen eşcinsel olanlar askerlik yapamaz” ifadesinin eleştirisinin yanı sıra; askerlikten muaf olmak isteyenlerin nasıl bir yol izleyebileceği de anlatılıyor. Yazıda askere gitmek isteyen eşcinsellere de yol yordam gösteriliyor. Aynı yazı bir yıl sonra Kaos GL dergisinde de yayınlanıyor. Ancak bu sefer Kaos GL’yi çıkaran ekip yazının hemen altına editoryal bir yazı daha eklemeyi uygun buluyor. Gaye Efendisiz imzalı yazıda örgütün anti-militarist politik tutumu bir kez daha vurgulanıyor:

“Ordunun kurumsallığı ve varlık gerekçesinden dolayı, askerliğin bir hak olarak talep edilmesinin, eşcinsellere asimilasyondan başka bir şey kazandırmayacağını düşünüyorum. Amerikalı kardeşlerimizin liberalizme teslim olup, ille de askerlik yapacağız diye tutturmalarının hak ve özgürlükle bir alâkası olduğunu kabul etmiyorum. Türkiye’nin sosyo-kültürel koşullarında, erkek eşcinsellerin askerlik yapmak zorunda kalmaları, elbette anlaşılabilir bir durum. Eşcinsel hareket henüz yolun başında olduğundan, sosyo-kültürel koşullara direnmek tek başına mümkün olmuyor. Bunun sonucu askere gitmeyi rasyonalize etmek olmamalı. Heteroseksüel topluma entegre olmak için ne sosyo-kültürel koşulları ne orduyu sorgulamadan gerekeni yerine getirmek kısa vadede kazanılanı uzun vadede fazlasıyla geri alacaktır.“Askerlik ülkemizde başlıbaşına bir tabu. Bu tabuyu genelde vatan-millet-sakarya edebiyatı tamamlar. Heteroseksüel erkekler için durum malumken eşcinsel erkekler için sorun tam bir kıskaç halini alır.” 

Askere gitmeyelim!

90’lar boyunca hareketin askerlik meselesini nasıl tartıştığını anlamak için yine Kaos GL dergisine başvuruyoruz. Dönem itibariyle hareketin Gacı, Lambdaistanbul’un çıkardığı Yüzde Yüz Gay ve Lezbiyen, Cins gibi süreli yayınları olsa da; askerlik üzerine tartışmalar ağırlıklı olarak Kaos GL dergisi sayfalarında sürüyor. Dergi sayfalarında artık tanıklıklar ve okur mektupları deneyim aktarımlarının ötesine geçmeye başlıyor. İstanbul’dan Ümit, 1997’deki yazısında askerlikten rapor alma sürecini anlattıktan sonra protesto çağrısı yapıyor: “Özellikle ordunun gerek insan hakları ihlalleri, gerekse eşcinsellere karşı oluşturdukları sistematik baskılarından dolayı askerliği protesto edelim, askere gitmeyelim. Bazı yaptırımlara her ne kadar gücümüz yetmiyorsa bile, buna gücümüzün yettiğine inanıyorum.”

1998 yılı ise dergide askerlik meselesinin daha fazla tartışıldığını görüyoruz. Neredeyse her sayıda, çoğu zaman birbirine atıf yapan, cevap veren yazılar yayınlanıyor. Atilla Karakış, “en büyük asker bizim asker (ASKERLİK, MİLİTARİZM, EŞCİNSELLİK, FANTEZİLER VE GERÇEKLER-1)” başlıklı yazısında “halkı askerlikten soğutma” suçundan bahsediyor, vicdani reddi savunurken bir yandan da eşcinsel olduğu için askerlikten rapor almak zorunda kalmanın yarattığı çelişkiye değiniyor:

“Militarizme karşı olmak ne acı ki “askerliğe gitmeme” sonucunu tek başına getiremiyor. Bu durumda askeri yasaların “eşcinseller askere gidemez” maddesi eşcinseller için tam bir ikilem oluşturuyor. Bu maddeye dayanarak “askerlikten yırtmak” mı, “eşcinseller de askerlik yapabilecek özelliklere sahiptir” diyerek askerlik hakkı istemek mi? Askerlik hakkı istemek bana ters gelse de, askeri yasaya göre “sağlıksız biri” sayılmanın da hoşuma gittiği söylenemez.”

Askerlikle ilgili tartışmalara dair dergi sayfalarında yayınlanan en sert metin ise Barış Taner Bortaçina’ya aittir. Dergide daha öne yayınlanan muafiyet raporu alma deneyimlerini ironik bir dille eleştiren Bortaçina, rapor alarak askere gitmemeyi politik ve anti-militarist bir duruş olarak görmemektedir:

“(…) Adaşım olmasıyla gurur duyduğum Barış Evren’in 43 numaralı sayıda yayınlanan “Yaşasın Artık Raporluyum” başlıklı mektubunu bir solukta okuduktan sonra, Coşkun’un önceki sayılardan birinde yayınlanan benzer içerikli yazısını da anımsadım ve bir muhasebe yapmaya başladım. Eski kafalı olduğum için anti-militarizm tanımım elbette gençlerinkinden farklı olmalıydı. Peki bu yazılar anti-militarist değil miydi? Evet, bal gibi öyleydi. Her iki kişi de “vatani görev”ini yapmak istemiyor ve bu amacına ulaşmak için binbir güçlüğe katlanıyordu. Sorun neydi o zaman? Bu soru beni biraz düşündürdü. Sorun şu olmalıydı: Benim nuh-u nebiden kalma anti-militarizm anlayışıma göre, reddin gerisinde politik bir tavır ya da karşı duruş olması gerekirken, bu iki örnekte hiçbir politik argümana rastlamak mümkün olmuyordu. Dahası, düzene muhalif olmayı bırakın, bu iki örnek onun yeniden üretilmesini sağlayan faşist bir söylemin içinde eriyip gitmeyi kabul edecek kadar militarist bir tavır sergiliyordu. Onlar askerlikten muaf olmayı, “erkek” olmadıklarının devlet tarafından resmen onaylanmasıyla elde ediyorlardı (…) “Raporlu ibne” olmak da ayrı bir prestij unsuru tabii. Yeni bir hayata başlamamı sağlayan bu yeni dalga anti-militarizm, içine en müstesna militarizmi de katarak Yüce faşist Devletimizin bekasına, vatanın ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, vs. son derece uygun bir akım başlatıyor. Kahrolsun benim gibi eski kafalılar, kahrolsun vicdani redciler, kahrolsun öldürmek istemediği için hapiste çürütülen Osman Murat Ülke’ler! Yaşasın ibneler ve ibne kalanlar! Darısı sizin başınıza…”

Bortaçina’nın bu eleştirisinin politik olarak tam tersi başka bir eleştiri daha yayınlanır dergide. İki sayı sonra, derginin 47. sayısında Dinçer Arslan imzalı yazıda hem Karakış’ın hem de Bortaçina’nin yazısı hedef alınmakta ve Milli Savunma Komisyonunda alınan “alenen eşcinsel olanlar askerlik yapamazlar” hükmünün ordunun eşcinselleri sapık veya hasta gördüğü anlamına gelmediğini savunmaktadır. “Bunu eleştirme hakkına sahip olmadığımızı” söyleyen yazıda ayrıca LGBTİ+’lara anal muayene işkencesi de alaycı bir dille yer alır:

“Eşcinsel olup da askerlik yapan bir sürü insan var. Onlar kesinlikle ordu tarafından rahatsız edilmemişlerdir. “Kendilerini açıklamadıkları sürece”. Hem ben askerlik yapmama hakkımı kullanıp rapor istiyorum, deyip, ama livata muayenesi istenince kabul etmemek, pişkinlikten başka bir şey olamaz.”

Yazı bununla da kalmaz ve eşcinsellerin özgürlüğünü sistemin verdiğini öne sürer, muhtemelen Bortaçina ve Karakış’ın yazısına atıfla “Bilinçlenelim bilinçlendikçe istediğimiz her şeyi alabilmesini birilerinin ucuz söylemlerine alet olmadan özgürleşmeyi başarabiliriz” ifadeleri yer alır. Bu yazı dergide tek başına yayınlanmaz. Kaos GL’den Ali Ferhat’ın cevap yazısı ile birlikte yer alır. Ali Ferhat, “İlk cümlenizde bir “olgu” olarak sunduğunuz tespitiniz doğru olsaydı neler olurdu bilmiyorum ama Kaos GL dergisi olmazdı, bundan eminim” diye başladığı yazıda sistemle ilk karşılaşmanın askerlik olduğu tezini çürütür ve şöyle devam eder:

“Amacım ‘bu kadar da olmaz ki’ dedirten yanılgılarınıza dikkat çekmek ve yanlış bilgilendirmenizin altını çizmek. Sırf size duyduğum tepkiyi dile getirmek için yazmıyorum. Örneğin, “ne yani lezbiyenler askere gitmediğine göre sistemle ciddi olarak birebir hiç karşılaşmıyorlar mı” demiyorum. Ne mi diyorum?(…)Vicdani Red tanınması talep edilen bir hak değildir. Vicdani Redçi taşıdığı “bilinç”le bu hakkını kullanır ve sizinkini bilmem ama bizim sistemde mangalları devirip bedelini öder. TBMM’de Milli Savunma Komisyonu diye bir komisyonun varlığından emin misiniz? Diyelim ki bu adla bir komisyon var ama neden varlığını iddia ettiğiniz bu komisyonun kararını “ordu eşcinselleri hasta ya da sapık olarak kabul etmemektedir” diyerek yanlış yorumluyorsunuz? Yoksa siz ordunun verdiği raporda, “ileri derecede psikoseksüel bozukluk: Homoseksüalite -veya- Transvestizm -veya- Transseksüalite” yazdığını bilmiyor musunuz?(…) Kaos GL’nin iktidar hedefli bir perspektifi olmadığı için… birilerinin ucuz söylemlerine alet olmadan özgürleşmeyi başarabiliriz.” şeklinde dile getirdiğiniz uyarınızı size iade ediyorum. Umarım bu mektubunuzda altını çizdiğiniz, devletinize ve ülkenize olan sevginizi “Ya sev ya terket” söylemine alet etmezsiniz.”

Askerlikle ilgili bir diğer önemli kaynak ise “homo-maskülen kültür dergisi” Pençe’nin Temmuz 2004 sayısı. Ayı hareketinin kısa süreli yayınlarından Pençe’nin altıncı sayısında askerlik üzerine bir tanıklığın yanı sıra militarizm üzerine bir yazı da yer alıyor:

“Eşcinsel olduğumun farkına varalı uzun zaman oldu. Bu nedenle askere gitmemeyi düşünmedim. Eşcinsel oluşum bedensel ve fiziksel manada böyle bir işi yapmama mani değil. Ne var ki vicdanen askerlik yapmayı hiç bir zaman arzu etmedim. Gitmek istememe nedenim işte bu vicdani hesaplarımdı. Askere alan kurumların eşcinselliğe bakış açısı diğer devlet kurumlarından oldukça farklılık arz ediyor sanırım. Kendi içinde de çok fazla çelişkili tutumları var askere alan kurumların.”

Askerlik meselesi ve LGBTİ+’lar arasındaki ilişkiye dair arşivlerde sadece LGBTİ+ hareketinin yayınlarında rastlamıyoruz. 80’ler sonu 90’lar başında kısa bir süre yayınlanan Panorama dergisinin “Tarih Boyunca Travestilik” özel ekinde de bir “travestinin” askerlik anıları yer alıyor. Günümüzde hâlâ daha izlerini gördüğümüz meseleyi magazinel bir şekilde ele almanın öncülerinden olan bu ekte Fransa’da şövalyeler ve Napolyon’un askerlerinin “travestiliği” üzerinden başlayan hat; “Bir tutkunun iç yüzü: Kadın Çamaşırı Fetişi” başlıklı imzasız yazıda güncel askerlik anılarına dönüşüyor.

Eşcinseller ne istiyor?

90’lar boyunca o dönemki adıyla eşcinsel hareketin askerlik ve militarizm meselesine yaklaşımında belirgin 6 soru açığa çıkıyor:

  1. Batı’daki gibi askerliği bir hak olarak ele alacak mıyız?
  2. Zorunlu askerlik gerçeğine karşı neyi savunacağız?
  3. Vicdani red meselesinde nerede duruyoruz?
  4. Askerlik kanunundaki homofobik ifadeleri ve uygulamaları ne yapacağız?
  5. Profesyonel, maaşlı askerlerin eşcinsel olduğu için işlerinden atılmasına tepkimiz ne olacak?
  6. Askere gitmek istemeyen eşcinsellere ne önereceğiz?

Bütün bu sorular, Lambdaistanbul ve Kaos GL’nin toplantılarında; ortak BaharAnkara ve Güztanbul buluşmalarında tartışma konularına dönüşüyor ve hareketin talepleri açısından çok önemli bir metin ortaya çıkıyor. 2002 yılının sonbaharındaki 8. Türkiyeli Eşcinseller Buluşmasının üç günlük toplantıları sonucunda eşcinsel, biseksüel, travesti ve transeksüel bireylerin ortak talepleri olarak yayınlanan “Eşcinseller Ne İstiyor?” metninin önemli bir bölümünü askerlik ve orduyla ilgili ortaklaşılan talepler oluşturuyor. Ordu başlıkla bölümde 7 talep yer alıyor ve bu talepler bir yandan da yukarıda sıraladığımız sorulara yanıtlar anlamına geliyor:

  1. Zorunlu askerliğin kaldırılması.
  2. Zorunlu askerliğin kaldırılmadığı halde (kaldırılana kadar) isteyenlerin askerliği sivil hizmet olarak yerine getirebilmesi.
  3. Orduda yoğun toplumsal erkeklik normları ile artan heteroseksist baskının önüne geçilmesi.
  4. Türk Silahlı Kuvvetleri prosedürlerinde eşcinselliği psikoseksüel bozukluk olarak niteleyen DSM’nin güncelleştirilmesi.
  5. Kişinin eşcinsel olduğunu ispatlama zorunda bırakılmaması, beyanın esas alınması.
  6. Askeri Ceza Kanunu’nda eşcinsel ilişkinin heteroseksüel ilişki ile eşdeğer görülmesi, eşcinselliğin “gayri tabii mukarenet” olarak tanımlanmaması.
  7. Askeri okullarda eşcinsellik konusunda tarafsız bilgilendirilmenin sağlanması.

Vicdani red: Emre itaatsizlikte ısrar

LGBTİ+ hareketinin vicdani ret mücadelesiyle ilişkisinde iki önemli kavşaktan bahsetmek gerekiyor. Bunlardan ilki vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin (Ossi) 1997’de tutuklanması. Ülke, İzmir Savaş Karşıtları Derneği’ndeydi. 1 Eylül 1995 Dünya Barış Günü’nde, reddini açıklayan Ülke; askere gitmeyi, eline silah almayı, askeri üniforma giymeyi reddettiği için, Türk Askeri Mahkemeleri’nde yargılandı. Tutuklanma, serbest bırakılma, tekrar tutuklanma derken Ülke’nin “suç dosyası” da kabarıyordu: “halkı askerlikten soğutmak”, “askerden kaçmak”, “askerlik hizmetinden kurtulmak için hileye başvurmak”, “yoklama kaçaklığı”, “birliğine zamanında teslim olmamak”, “emirlere itaatsizlik”…

Ülke’nin tutuklanması o dönem özellikle anti-militarist hareket başta olmak üzere birçok mücadele alanında yankı buldu. Eşcinsel hareketin ve özellikle Kaos GL’nin de gündeminde yer aldı. Bortaçina’nın yazısında değinmesinin dışında Kaos GL Dergisi, Osman Murat Ülke’nin, 9 Ekim 1997 tarihinde Askeri Mahkeme’de yaptığı konuşmayı yayınladı:

“Askeri Mahkeme’nin beni yargılama hakkına zaten sahip olmadığı şeklindeki iddiamın ötesinde (çünkü ben hiç asker olmadım) yargılanmanın gerçekleştiği teamülün çıkmazı basitçe böyle tariflenebilir. Bu portreden siz memnunsanız bana göre sorun yok, çünkü ben vicdani red kararımı zaten uygulamaktayım ve bu böyle olduğu için tabiri caizse davayı baştan kazanmış bulunuyorum. Bunun hukuki komplikasyonlarının içinden nasıl çıkılacağı kaygı alanımda değil. Adetten olduğu için talep olarak davanın düşürülmesini istiyorum. Mahkeme sizin, karar da sizin.”

Osman Murat Ülke’nin vicdani reddi ve tutuklanmasının eşcinsel hareketin gündeminde yer alması bir yandan politik yakınlıkla açıklanabilirken öte yandan İzmir Savaş Karşıtları Derneği ile Kaos GL’nin geliştirdiği sıkı ilişkilerle de ilgili. Öyle ki, ilerleyen yıllarda İzmir’de Kaos GL İzmir ve Siyah Pembe Üçgen oluşumlarının yola koyulmasında da Savaş Karşıtları Derneği’nin dayanışması önem taşıyacaktır.

İkinci önemli kavşak ise eşcinsel ve vicdani/total retçi Mehmet Tarhan’ın  8 Nisan 2005 tarihinde, kitap fuarında çalışmak için gittiği İzmir’de kaldığı otelde polislerce gözaltına alınarak askerlik bürosuna teslim edilmesidir. Askerlik Şubesi’nin Jandarma Karakolu’na götürdüğü Mehmet Tarhan, zorla askere alınmasına karşı sivil itaatsizlik eylemini sürdürdü. Tarhan’ın gözaltına alınması Kaos GL dergisine şu cümlelerle yansıdı:

“Mehmet Tarhan, 27 Ekim 2001 tarihinde, Ankara İnsan Hakları Derneği’nde, “Savaşın insan kaynaklarını kurutun. Şiddetin her türlüsü insanlık suçudur” diyerek vicdani reddini açıklamış bir eşcinsel ve anarşisttir. Kendisini, adresini gizleme gereği duymadan savaşa ve militarizme karşı, açıktan ve önceden ilan ederek sivil itaatsizlik eylemlerini sürdürmüştür. Militarist aygıta, zorunlu askerlik dahil, hiçbir şekilde hizmet etmeyeceğini daha önce kamuoyuna ilan eden Mehmet Tarhan’ın, ırkçı ve milliyetçi söylemlerin yükseldiği bir dönemde gözaltına alınması ve askeri hücrede tutulması büyük kaygı uyandırmaktadır.”

“Mehmet Tarhan’a Özgürlük! Eşcinsel ve vicdani redçi Mehmet Tarhan, açık eşcinsel olmasından dolayı askeri psikiyatrinin kendisine verebileceği “çürük” raporu ile “askerlik sorunu”ndan kurtulma tercihini kullanmayacağını, kamuoyuna yönelik vicdani red deklerasyonunda açıklamıştı. Vicdani red bir bir insan hakkı olarak tanınsın! Vicdani redçilere yönelik gözaltılar durdurulsun ve askeri cezaevinde hücrede tutulan redçiler salıverilsin!”

İzmir’de gözaltına alındıktan sonra Sivas Askeri Cezaevi’ne konulan vicdani/total retçi, savcılık emriyle Sivas Askeri Hastanesi’ne sevk edildi. Avukatlarıyla görüştürülmeyen Mehmet, ‘çürük’ raporu istememesine rağmen zorla muayene edildiğini söyleyerek bu hukuk dışı uygulamanın durdurulmasını talep etti. Nisan 2005’te tutuklanıp Sivas’ta askerî hapishaneye konulan Tarhan’ın hemen serbest bırakılması için çok sayıda gösteri yapıldı. Ankara ve İstanbul’da Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifleri kuruldu. Bu inisiyatiflerin eylemleri; eşcinsel hareketin, anti-militarist ve feminist hareketle sokakta buluştuğu örnekler arasında yer aldı. Kampanyanın sloganı olan “Mehmet, Barış’ı Seviyor” ise 2003’te Irak’ın işgaline karşı ülke genelinde örgütlenen eşi benzeri görülmemiş savaş karşıtı harekete katılan eşcinsel hareketin sloganlarındandı:“Mehmet Barış’ı Seviyor!”, Türkiye’deki “savaşa hayır” mitinginde kendiliğinden ortaya çıkan bir slogan. Anti-militarist heteroseksüeller ile eşcinseller birlikte kullanıyor.”

Ankara ve İstanbul’daki eylemlerden bazıları ise şöyleydi:

16 Nisan 2005, İstanbul: Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi, kampanya başlattı. İnisiyatifin çağrısıyla bir araya gelenler, Sivas Askeri Cezaevi’nde tutulan Mehmet Tarhan’a dayanışma mesajlarını göndermek için Galatasaray Postanesi’ne yürüyüş eylemi yaptı.

6 Haziran 2005, Ankara: Ankara Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi, vicdani/total retçi ‘ın askeri cezaevinde gördüğü kötü muameleyi protesto etmek için, Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı’nın önünde ‘Saç Yolma’ eylemi düzenledi. İnisiyatif, Mehmet’in derhal serbest bırakılmasını ve can güvenliğinin sağlanmasını istedi. 8 Nisan’dan beri tutuklu bulunan Mehmet’in saçları 7 asker tarafından zorla kesilmişti.

12 Haziran 2005, İstanbul: Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnisiyatifi, İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, bir vicdani retçinin, ilk reddinden sonra aynı suçlamayla tekrar gözaltına alınmasının keyfi ve Uluslararası İnsan Hakları Deklarasyonu’nun 10. maddesine aykırı olduğu belirtildi.

9 Aralık 2005: Uluslararası Af Örgütü, 9 Aralık’ın ‘Mehmet Tarhan’la Dayanışma için Uluslararası Eylem Günü’ kabul edilmesi nedeniyle, davayla ilgili kaygı ve tavsiyelerini içeren bir açıklama yaptı. Mehmet Tarhan’la Dayanışma için Uluslararası Eylem Günü Örgüt, Türkiye yetkililerine uluslararası ve ulusal düzeyde yasal sorumluluklarını yerine getirmek için şu adımları atmaya davet etti: 

*Mehmet Tarhan’ı derhal ve koşulsuz serbest bırakın; 

*Mehmet Tarhan’ın zorla muayene edilmesini engelleyin; 

*Kişinin cinsel yöneliminin fotoğraf ‘kanıtı’ ya da fiziksel muayene ile belirlenemeyeceğini kabul edin; 

*Aynı suçtan dolayı kişilerin bir defadan fazla yargılanması uygulamasına derhal son verin;

*Vicdani ret hakkını tanıyın; 

*Askerlik hizmeti yapmayı reddedenler için ayrımcı ya da cezai olmayan alternatif sivil hizmet sağlayın.

Bu açıklama, Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye hakkında eşcinsellikle ilgili yaptığı ilk açıklama olarak tarihe geçti.

Bitirirken

Bu yazıda, LGBTİ+ hareketinin yazılı kaynakları üzerinden vicdani red ve anti-militarist mücadele ile ilişkisine panoramik bir bakış sunmaya çalıştım. Yazılı kaynakların da gösterdiği üzere, o dönemki adıyla eşcinsel hareketin özellikle Ankara ve İzmir’de savaş karşıtı mücadele, vicdani ret meselesi ve anarşistlerle çok erken bir dönemde dayanışma zeminleri kurduğunu görüyoruz. Döneme dair tanıklıkların da gösterdiği üzere, eşcinsel hareketin ilk müttefikleri anarşist hareket olmuştu. Bu ilişki, karşılıklı öğrenme ve birbirini geliştirme alanları oluşturarak her iki hareketin de sistem karşıtı mücadelede birbirlerine yoldaş olması anlamına da geliyordu.

Sol, sosyalist hareketlerin; sendikal mücadelenin kapıları eşcinsel harekete kapanırken anarşist hareketle eşcinsel hareketin kurduğu bu bağ, ilerleyen yıllarda başka hareket ve mücadele alanları açısından da örnek teşkil edecektir.

Diğer yandan LGBTİ+ hareketinin askerlik meselesine bakışında seneler içerisinde ortaklaşılan talepler; zorunlu askerliğin kaldırılması, vicdani ret hakkının tanınması, askerliğe ilişkin kanunlarda ayrımcı hükümlerin kaldırılması, profesyonel olarak askerlik yapan eşcinsellerin cinsel yönelimleri gerekçe gösterilerek işlerinden atılmaması şeklinde özetlenebilir. Bütün bunların yanı sıra, hareketin askerlik meselesini militarizm üzerinden tartışması devam edecek ve 2011 yılında Kaos GL dergisinin dosya konusu da Militarizm olacaktır. Militarizm eleştirisi, barış mücadelesi bağlamının yanı sıra erkeklik eleştirilerinin de temel hatlarından birine dönüşecektir.

Önümüzdeki yazıda 2000’lerin başına dönerek bu sefer olaylara toplumsal barış mücadelesi, yükselen savaş karşıtı harekette eşcinsel hareketin yeri ve Kürt hareketiyle temas ve ittifakların barış mücadelesi bağlamındaki yerine değineceğiz. Bu yazıyı ise Tarhan’ın cezaevinden çıktıktan sonra Açık Gazete’ye verdiği röportajdaki sözleriyle sonlandıralım:

“Mesela oğlunun askere gitmeyeceğini, göndermeyeceğini söyleyenler var, veya çok ilginç bir şey var, 8 Mart akşamı 9 Mart’ta davanın görüşüleceği, dosyanın görüşüleceği gün ve saat 10’dan sonra herkesin yataklarında olması gerekiyor, koridora yakın olan gündüz mekânında, kovuşların oturma mekânında birilerinin bulunması da yasak, sigortalar kapalı, ışıklar sönük ve koridora yakın diye orada bir şeyler okunabiliyor, biraz ışık var. İki koğuşta Yasin okundu benim için, hayırlara vesile olması dolayısıyla. Oysa ateistim ve tanrıya inanmadığımı da biliyorlardı, eşcinsel olduğumu biliyorlardı, kendileri için büyük bir günah diyebileceğim İslami motivasyonu olan insanlar bunlar, bana Yasin-i Şerif’le destek verdiler. Tahliyem sırasında da bana sıkı bir tecrit uygulanıyor olmasına rağmen, yanıma gelmemeleri, bağıra çağıra gardiyanlar ya da görevli subay tarafından söylenmesine rağmen, fırsatını bulanlar, o sırada havalandırmada olanlar sarılıyordu. Alkışlarla çıktım içeriden, karşılığında bir sorun yaşayabileceklerini bilmelerine rağmen o desteği gösterdiler. Bu aslında bir tür başkaldırı, hak arama veya haksızlığa karşı ses çıkarma noktasında bir yerin aşılmış olduğu anlamına geliyordu. O zaman çok kazanmış hissettim kendimi.”

 

1 Kaos GL (1995). Kaos GL’den. Kaos GL Dergisi, 11, 2.

2 Yeşim Başaran (1996). İp Cambazı Eşcinseller. Kaos GL Dergisi, 18, 12-13.

3 Her ne kadar İbrahim Eren’lerin 80’lerde kurduğu Radikal Demokrat Yeşil Hareket, “yeşiller, feministler, ateistler, antimilitaristler ve eşcinsellerin koalisyonu” olsa da; harekete dair yazılı kaynakların eksikliğinden dolayı Başaran’ın yazısına şimdilik ilk diyebiliriz.

4 Ali Özbaş (2019). Patikalar: Resmî Tarihe Çentik. Yıldız Tar (ed). Çoğalmalar: Kaos GL Dergisi ( s 47-49). Ankara

5 Coşkun (1996). Alenen Eşcinsel Olanlar Askerlik Yapamaz. Yüzde Yüz Gay ve Lezbiyen, 3, 5-6.

6 Gaye Efendisiz (1997). Başlıksız. Kaos GL Dergisi, 38, 11-13.

7 Ümit, (1997). Askere Gitmeyelim. Kaos GL Dergisi, 39, 18.

8 Atilla Karakış (1998). en büyük asker bizim asker (ASKERLİK, MİLİTARİZM, EŞCİNSELLİK, FANTEZİLER VE GERÇEKLER-1). Kaos GL Dergisi, 45, 11.

9 Barış Taner Bortaçina, (1998). Tatlısu Anti-Militarizmi ya da “İbneler” Neden Askere Gitmezler!. Kaos GL Dergisi, 45, 10.

10 Dinçer Arslan (1998). Eşcinsellik ve Askerlik Üzerine Söylenmedik Bir Şey Kalmasın. Kaos GL Dergisi, 47, 28-29.

11 Serkan, (2004), Militarizm ve Biz, Pençe, 6, 10.

12 İsimsiz, yıl bilinmiyor, Şövalye’nin Gücü, Tarih Boyunca Travestilik, 14-18.

13 İsimsiz, yıl bilinmiyor, Bir tutkunun iç yüzü: Kadın Çamaşırı Fetişi, Tarih Boyunca Travestilik, 24-28.

14 Osman Murat Ülke (1997). Osman Murat Ülke Yeniden Tutuklandı, Kaos GL Dergisi, 40, 5.

15 Kaos GL (2005). Mehmet, Barış’ı Seviyor: Total Retçi Mehmet Tarhan’a Özgürlük, Kaos GL Dergisi, 87, 14-15.

16 Kaos GL (2006). Başlıksız, Kaos GL Dergisi, 88, 21.

17 AMARGİ Kadın Dayanışma Kooperatifi (2007). Türkiye’de Feminizm ve Eşcinsellik, 93, 32-34.

18 Kaos GL (2005). Mehmet, Barış’ı Seviyor: Total Retçi Mehmet Tarhan’a Özgürlük, Kaos GL Dergisi, 87, 14-15.

19 Kaos GL (2006). Başlıksız, Kaos GL Dergisi, 88, 21.

20 Kaos GL (2006). Başlıksız, Kaos GL Dergisi, 88, 29.

21 Kaos GL (2006). Başlıksız, Kaos GL Dergisi, 88, 29.

22 Kaos GL (2006). Başlıksız, Kaos GL Dergisi, 88, 59

Blog sayfasında yer alan yazıların ve yayınların tüm hakları saklıdır. Blog yazıları yalnızca kaynağı gösterilerek kullanılabilir. Sayfada yayınlanan yazıların içeriği yazarın kendi sorumluluğu olup DEMOS’un herhangi bir hukuki ve/veya cezai sorumluluğu bulunmamaktadır.

Alıcı adı: Demokrasi Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği
(İsmin tamamı sığmayabiliyor, sığdığı kadarını yazabilirsin. DEMOS kısaltmasıyla gönderilen tutarlar iade oluyor.)

Banka: İş Bankası 

Şube: Akay/Ankara (4201)

IBAN: TR23 0006 4000 0014 2011 3048 27